Dr. Ismail YILDIZ

Calle 93B No.17-12/26, Consultorio 406 Bogotá - Colombia Tel: (57)(1) 618 26 29

1344273
Hoy
Ayer
Esta semana
Semana pasada
Este mes
Mes pasado
Todos
574
1341
11785
1321266
15619
54072
1344273
Your IP: 54.160.245.121
Server Time: 2017-12-11 09:29:05

ERGENLERIN VE GENÇLERIN SORUNLARI VE EGITIMI

 

Dr. Ismail YILDIZ

MD, MSc., Psikanalist.

Asociación Psicoanalítica Colombiana (APC), Federación Psicoanalítica de America Latina (FEPAL) ve International Psychoanalytical Association (IPA), in as!l üyesiyim.

MEDICENTRO. Calle 93B No.17-26, Consultorio 406. Bogotá, Colombia. Tels: 618 26 29/25 18

Email: Esta dirección de correo electrónico está protegida contra spambots. Usted necesita tener Javascript activado para poder verla.

Bir önceki yazimda çocuklarin egitimi üzerine yazmistim. Bu yazimda ergenlerin ve gençlerin egitimine deginecegim. Bu konular daha karisik ve daha zor, çünkü çocuklar büyüdükçe kendi kimliklerini aramaya ve kurmaya basliyorlar, bu yasantilar da anne-baba ve diger egitimciler ile olan ilsikilerini degistirip çogu zaman onlarla tamamen çeliskiye ve çatismaya götürebiliyor. Atalarimizin da dedigi gibi daha önce uslu olan çocuk “deli-kanli” olmaya basliyor, yani bir çesit kani hizlaniyor, degisiyor, alisilmadik seyler düsünüp yapmaya basliyor. Bu davranislar eriskin kisilerin hosuna gitmedigi için onlara “deli” sifatini vermis olmalari gerekir. Ergenlik ve gençlik daha da firtinali oldugu zaman atalarimiza sanki deliymis gibi görünmüslerdir. Diger taraftan, gençlerin çogunda deli-kanlilik zamanla sâkinlesip olgunlasmasina ragmen, bazilari, geçici bile olsa, delilige yaklasan, yani kendilerine ve/veya baskalarina zarar veren davranislar yapabiliyorlar. Çok azinlik ise gerçek delilige bu yaslarda baslayip zamanla içinden çikamiyor.

Bu yazim ergen ve gençlerin anne-babalari ve egitimcileri için olmasina ragmen, biliyorum ki internet kullanalarin çogu genç yastalar ve bunu okuyacaklar. Onun için önerim, mümkünse gençler bunu anne-babalari ile beraber tekrar okusunlar ve bu konulari konusabilsinler. Böylece bütün aileye faydali olabilir.

Baska bir önbilgide, eskiden 11-12 yaslarinda baslayip 18-20 yaslarinda sona eren ergenlik ve delikanlilik devrinin, kültürel hayatta olan degisiklikler yüzünden, bitme zamani genellikle çok uzadi. Normal olarak delikanlilik devrinin sona ermesi için gencin isini ve e$ini seçip, ekonomik bagimsizligini kazanip, anne-babasindan ayrilip, kendi çocuklarini yetistirebilecek maddî ve manevî bagimsizliga ve olgunluga kavusmasi gerekir. Eger bir genç (20, 25, 30 veya daha fazla ya$ta) i$ bulamama veya universite okuma (bazen master ve doktorasi dahil) mecburiyeti yüzünden ekonomik olarak ailesine bagli yasiyorsa bir çesit ruhî delikanligi devam ediyor demektir. Diger taraftan, bazi kisiler bütün hayatlari boyunca “olgunlasamayip” (maddî ve manevî olarak) bir çesit devamli “delikanlilik” durumu ve/veya ruhu içinde yasiyorlar. Buradaki yazdiklarim onlar içinde geçerlidir. 

Birçok anne-baba veya yetiskin kisiler (bazi egitimciler dahil) çogu zaman kendi delikanlilik zamanlarinin ya$amlarini, heyecanlarini, hislerini, endi$elerini, kaygilarini, zorluklarini, kazalarini ve firtinalarini “unuttuklari” için, ergenleri ve gençleri anlamakta güçlük çekebiliyor ve dolayisi ile onlari egitmekte zorlaniyorlar. Zaten, daha önceki yazimda da dedigim gibi, egitmek zordur, ve bilhassa ergenleri ve gençleri. “Agaç ya$ iken egilir” sözü bilhassa çocuklar için geçerli, ergenler ve gençler artik fazla egilmek istemiyorlar. Bu alisilmis zorluklarin içine son zamanlarda hayattaki ve kültürdeki degisimin hizlanmasinin ve göçmenligin (yurtiçi ve yurtdisi) getirdigi özel zorluklar da katiliyor.

Ergenligin baslangici kisiye göre 3-4 yil degissede, genellikle 9-13 ya$larinda biolojik bir programin sonucu olarak ba$liyor ve gelisiyor. Di$ görünüs olarak çocuk daha fazla büyüyor ve görünen erkek ve kadin cinsel belirtileri ortaya çikiyor. Yani bir çesit anne-baba olabilmek için biolojik kabiliyetler gelisiyor. Bu biolojik degisikliklerin yaninda ergende ve gençte ruhî çok önemli degisiklikler ve krizler gelisiyor. Ben bilhassa bu ruhî degi$ikliklere, yarattigi sorunlara ve bunlarin egitimle iliskilerine deginecegim.

Normal ergenlik ve delikanlilik zamani üç büyük degisikligin ve krizin (buhran, bunalim) ayni anda yasandigi bir devirdir: otorite (yetki veya iktidar) krizi, cinsel (seksüel) kriz, ve kimlik (benlik veya özde$lik) krizi.

1. Otorite (yetki veya iktidar) krizi.

Otorite krizi anne-baba ve yetiskinler tarafindan konulmus bütün kurallara, modellere, kanunlara, mecburiyetlere, görevlere, ödevlere karsi gelmek demektir. Bu devirdeki otorite krizi daha iyisini önermek ve yapmak için degil, sadece yetiskinlere karsi gelmek için kullanilir.

Kolayca anlasilabilecegi gibi, anne-babayi ve diger egitimcileri en çok rahatsiz eden de bu durumdur. Çünkü, simdiye kadar tamamen bagimli olan çocuk artik bagimsiz olmak istiyor, kendisi düsünüp kendi kararlarini almak istiyor, yetiskin ve olgun bir kisi gibi. Böyle bir bagimsizliga ulasmak için de anne-babanin ögütlerini dinlemek istemiyor ve hatta bazende onlarin tamamen tersini yapmayi düsünüyor ve yapabiliyor. Bir çocuk önceden anne-babasina ne kadar fazla bagli ise, genellikle delikanlilik sirasinda da isyani o kadar büyük olabiliyor. Veya kisilik, karakter, benlik kazanamiyor; baskalarinin dedikleriyle ya$amaya çalisisyor; veya, tahammül edemedigi zaman (bilnçalti faktörlerin etkisisyle de) psikoza  dogru bile gelisebiliyor. 

Çok merak, yüzde yüz hürriyet arzusu, isyankârlik, inatçilik, asilik, anne-babadan tamamen farkli olma istegi, ve bazen de onlarin dediklerinin tamamen tersini yapabilmeleri, ergenleri bazen büyük risk almalarina ve hatta bazen de tehlikeli seyler yapip kendilerine zarar verebilmelerine yol açiyor. Hayatta yeterli tecrübelerinin olmamasi ve çok konuda da bilgisiz olmalari hayatlarini tehlikeye koyabiliyor (uyusturucu madde kullanma, istenmeyen hamilelik, trafik kazasi, yaralama-cinayet, intihar). Buna benzer tehlikeli davranislari olmadigi zamanlarda devamli isyankar düsünüp, bazen de isyankar davranmak ergenlerde bilinçalti suçluluk hisleri yaratiyor. Bu bilinçalti suçluluk bazen kendine zarar vererek veya anne-baba (veya okuldaki ögretmenlerle) ile tartisma ve kavga çikararak kendini gösterebiliyor. Anne-baba ve okul tartisma ve dialog ortamini engelledikleri taktirde çogu zaman çesitli ruh ve/veya psikosomatik (ruh etkisi ile olusan vücut hastaliklari) hastaliklara dönüsebiliyor.

Bilhassa bati kültüründe ve bu kültürün etkisi ile diger kültürlerde de gözetlenen ergenlere ve gençlere daha fazla özgürlük taninmasi bazen bu devrenin ya$anmasini kolaylastirdigi gibi zorlastirabiliyorda. Mesela, bir zamanlar moda olan gençlere SINIRSIZ özgürlük verme davranisi sonuçta zararli oldugu anlasildi. Bir yerde anne-babanin gençlere SINIR koymasinin psikolojik olarak gerekli oldugu ispatlandi. Bazi anne-babalar çocuklari ile arkadas olmanin gerekli ve faydali oldugunu düsünüp uyguladilar. Fakat, ergen ve gençlerin bu sekilde arkadasliga degil, bilhassa anne-baba görevini yerine getiren yetiskin ve olgun kisiye ihtiyaçlarinin oldugu saptandi.

Çocukluk zamaninda da oldugu gibi, otoritenin güvenlik içinde yol göstermesi, rehberlik yapmasi ve kontrol etmesi gerekiyor. Ayni zamanda ölçülü olarak (gereginden fazla olmayan) SINIR koymasi, engellemesi ve hayal kirikligina ugratmasi önemlidir. Tabiiki bütün bu SINIRlarin ve kurallarin anlayis, sevgi ve $efkat içinde, maddî ve manevî siddet kullanmadan yapilmasi ve uygulanmasi gerekiyor. Eger yeterli SINIR konulmassa, gençlerin ahlâk ve etik duygu ve düsünceleri içlerine yerlesmiyor. Böyle durumlar, anne-babanin çocuklarini simarttigi zaman, gereginden fazla koruyarak onlarin kontrolsüz davranislarindan bir çesit zevk aldiklari zaman olusuyor. Diger taraftan, büyük ve ölçüsüz hayal kirikliklarina ugratarak, sadece korku ve siddet kullanarak yapilan egitimlerde de gene ahlâk ve etik davranislar içlenmiyor, yoksa sadece otoritenin (anne-baba, diger aile büyükleri, ögretmenler, polis, vs.) gözetleyebilecegi durumlarda dogru davraniyor, otorite olmadigi zaman kendine veya baskalarina zarar verebiliyor. Bu sekilde egitilen (veya egitilmeyen) gençler büyüdükleri zaman kendi çocuklarina veya emri altinda olanlara karsi tehdit, korku ve siddet kullanabiliyorlar. Bu sekilde korku ortami, maddî ve manevî siddet kullanma, nesilden nesile geçiyor.

Sonuç olarak, otorite kurallarinin içlenmemesine otorite krizi diyebiliriz. Bu durumlarda otorite hep disarda kaliyor, kisi devamli isyan ve ayni zamanda tehdit içinde yasiyor (bilinçaltinda da olsa), ve her firsatta otoriteye karsi gelip onu yikmaya çalisiyor (rüyalarinda ve hayallerinde bin bir defa yikar). Mesela, genç odasini ve esyalarini düzenlemiyor, evde ve okulda disiplinsiz davranarak, okul görevlerini yapmayarak, veya aile ve okul otoritelerine açik açik meydan okuyarak ögrenimini tehlikeye koyuyor. Ayni davranis devam ettigi zaman, daha sonra, ailesine ve içinde yasadigi kültüre ters düsen zararli davranislara devam ediyor, ve hatta kurulmus politik rejime (hangi rejim olursa olsun, sadece otoriteye karsi gelmek için) karsi kanun disi yikici davranislar yapabiliyor (bununla her ülkedeki rejimin iyi oldugunu, yikilmamasini veya iyilestirilmemesini ima bile etmiyorum).

Gençlerin davranislarini etkileyen baska bir faktör de irtibatta olduklari arkadas grubunun faaliyetleridir. Bazi durumlarda, ailede ve okulda kendini ümitsiz gören bir genç kolayca yikici ideolojisi olan bir gruba girebiliyor ve orada tek ba$ina yapmayacagi yikici davranislar yapabiliyor. Eger gencin girdigi grup yikicilik yerine faydali degerleri besliyorsa (spor, sanat, bilim, vb. gruplar), genç de bu yolda gelisebiliyor. “Üzüm üzüme baka baka kararir” deyimi gençler için çok daha fazla geçerlidir. 

Ergenlik ve delikanlilik devresi “normal” olarak ya$andigi zaman, 18-22 yaslarindaki genç, yavas yavas anne-babasinin ve diger otoritelerin düsüncelerini anlamaya ve hatta içten onlar gibi davranmaya baslar. Yani kendi kendisinin otoritesi olmaya baslar. Isyancilik ve saldirgancilik azaldigi için, enerjisini i$ine, universite egitimine veya kendi e$ ve aile hayatina verebilir.

2. Cinsel veya seksüel kriz.

Bilindigi gibi insanin kendini koruma içgüdülerinin yaninda seksüel içgüdü de temel içgüdülerin içindedir. Ergenlik ve delikanlilik devresinde bu cinsel içgüdü yogunlasir ve bazen “ta$maya” bile ba$lar. Bunun için, kuvveti artan cinsel içgüdüyü ya$amak ve kontrol etmek için ruhen yeni mekanizmalarin yaratilip kullanilmasi gerekir. Bedendeki cinsel gelismeler ruh ya$aminda da büyük degisikliklere yol açar, bir çesit kriz veya buhran yaratir ve ya$atir. Bazen bu devirde ya$anan cinsel kriz travma olabilir ve kisinin cinsel hayatini devamli bozabilir. Bütün bu degisiklikler gençleri cinsel iliskiye hazirlayip, yeni nesil yaratip ve onlara bakip büyütebilmeyi saglamaya yarar. En azindan biolojik olarak cinsel hayatin önemi ve anlami böyleydi, ve çok asirlarca da genellikle bu sekilde ya$anmisti. Fakat, dogum kontrol metodlarinin çikmasi ve kültürel nedenlerden evlilik ya$inin geriye atilmasi cinsel hayati çok degistirdi ve degistirmeye devam ediyor.

Ergenligin ba$inda artan, önceden alisilmamis, cinsel uyanma, cinsel heyecanlanma, genellikle endise, kaygi ve suç hisleri yaratiyor. Mesela, kizlarda ilk ayba$i hisleri çok önemli: duygular, onurdan utanca, ve hatta kirlilige gidebiliyor; önceden yeterli bilgi olmadigi taktirde bir çesit travma olarak ya$aniyor. Bu devrelerde erkek ve kizlarda ba$layabilecek mastürbasyon da suç ve endise kaynagi olabiliyor. Suçluluk duygusu mastürbasyonun yasak oldugu bilincinden, inancindan veya sadece zannetmesinden kaynaklaniyor. Cinsel hayatin tabu olarak bakildigi ailerlerde ve çevrelerde bütün cinsel hisler, duygular, düsünceler ve davranislar tamamen yasakmis ve suçmus gibi ya$anabiliniyor. 

Kiz ergenlerde cinsel uyanma, erkelerde oldugu gibi, tamamen cinsel organlarda toplanmaz, yoksa bütün vücut cinsel olarak ya$anir. Bunun için kizlarda (daha sonra kadinlarda) “güzellik kompleksi” dogmaya baslar; bütün vücut gurur ve kibir kaynagi, gösterme ve te$hir etme zevki (eksibisyonizm) ile dolar. Veya, bu zevke tepki olarak, vücut tamamen örtülüp gizlenir. Ayni anda vücuttaki en ufak bir kusur veya eksiklik, gerçekte ve/veya fantazide, kolayca “çirkinlik kompleksine” götürebilir. Bu alandaki birçok duygu, düsünce ve davranislarin yaninda, etrafimizdaki “$i$manliga” karsi rejim yapan kiz ve kadinlarin sayisinin o kadar çok olmasi ayni nedenlerden kaynaklanir. Tabiiki bu alana $i$man olmama modasini da eklemek gerekir. Bildiginiz gibi, eskiden, $i$man kizlar daha iyi fiyata "satiliyorlardi" (ba$lik parasi)!!! 

Ergenlik devrinde genellikle cinsel hayat ile sevgi ve $efkat duygulari birbirinden ayrilir. Cinsel hayat kirli, tehlikeli ve küçük görülür, sevgi ve platonik a$k yüceltilir. Bu yüzden, genellikle ilk a$ik olmalar platoniktir: uzaktan, dokunmadan, açiklamadan, fakat $iddetli ve fantazilerle doludurlar.

Ergenlik devrinde arkadas gruplari genellikle ayni cinsten olur. Ya$ ilerledikçe, 16-18 yaslarina dogru ayni cinsteki grup faaliyetleri azalir ve genç yavas yavas diger cins ile samimi yakin dostluk iliskilerine girebilir. Genç, diger kisiyi, kendi hayallerinin disinda, farkli, baska bir kisi olarak, gerçege biraz daha yakin olarak görmeye baslar. Diger kisi için merak edip, kaygilanip ve onun ihtiyaçlari, arzulari ve isteklerini hesaba katabilir. Bu degisiklikler, önceki gibi “çilgin” ve tamamen bencil bir sekilde a$ik olma yerine, daha olgun bir sekilde sevmeyi kolaylastirir. Ve hatta, bu yastaki gençler beraber aile hayatlarini kurabileceklerini bile hayal edebilirler. Fakat genel olarak bu yaslarda çocuk sahibi olmak ve onun sorumlulugunu yüklenmek zor gelir. O devirde hamileligin olmasi, ya kari-kocayi ayirir veya genellikle e$lik hayatini problem ve üzüntülülerle doldurur. Çünkü bu genç ya$larda kari-kocanin birbirlerine çok ihtiyaçlari oldugu için üçüncü bir kisinin aralarina gelmesi iliskilerini zorlastirir. Aslinda bu söylediklerim daha çok günümüzdeki okuyan gençler için geçerlidir. Çünkü, bilindigi gibi, asirlardir, eski geleneklere göre, kizlarin hayattaki tek hedefi evlenip, ana olmak oldugu için (veya bu gelenegi kabul etmek zorunda olduklari için), erken evleniyorlardi ve erken ana oluyorlardi. Büyük ihtimal sosyal baski yüzünden ayrilan e$lerin orani simdiye göre çok daha azdi.

3. Ki$ilik (benlik veya özde$lik) krizi. 

Ergen ve delikanli genç için en büyük bunalim benlik krizidir. Benlik bunalimi ergenin ve delikanlinin kendisi olma ihtiyacindan kaynaklasir, kendi kendini ve iliskide oldugu kisileri tarif edebilmek, çocuklardan ve yetiskinlerden farkli olma ihtiyacini gidermek, ve çocukluk bagimliligini degistirmek ve kirmak için kullanilir. 

Ergen, çocukken yüceltilmis anne-babasini küçük veya hiç gibi görmeye baslar. Onlarin yerine baska kisileri yüceltir. Bunun için, çogu zaman, ergen içine kapanir, unutkanligi artar, kendi fantazileri ile ya$ar. Mesela, Superman olmayi hayal eder: yalniz, anne-babasiz, mükemmel, herseye gücü yeten bir kisi olarak. Mark Twain’in dedigi gibi “Ben 14 ya$imdayken babam o kadar cahildi ki, yakinimda olmasina dayanamazdim. Ama 21ime geldigimde öyle çok sey biliyordu ki, 7 yilda nasil ögrendigine $a$tim.”, ergen anne-babasini tamamen küçük görür. Bu 21 ya$indaki genç babasina karsi çok degismesine ragmen, henüz yeteri kadar olgunla$amamis, delikanlilik hayatini geride birakamamis, as!l degisikligin babasinda degil, kendisinde oldugunun farkina varamamis durumdadir.

Ergenin böyle davranislari karsisinda, anne-babanin, veya egitimcilerin, çok aci çekmelerine ragmen, herseyden önce yikilmamalari ve intikam almamalari gerekir. Onlarin anlayisli, sabirli, saygili ve sevgili varligi, gencin egitiminde lider olarak kurallari koymaya devam etmeleri, gencin olumlu ve saglam kimligini kurmasi için gereklidir.

Ilk ergenlik yillarindan sonra, zamanla, delikanli ayni cinsteki arkadaslik ve grup arkadasligi ya$ayarak kendine benzeyenlerle kimligini, tek kisiligini aramaya ve kurmaya devam eder. Genel kimlik (benlik) ve seksüel kimlik yeteri kadar saglam kuruldugu ve kendine yeteri kadar güven gelistigi zaman, gencin artik diger cinsle yakindan irtibat kurma korkusu azalir, ve manevî ve maddî olarak onunla birlesmeyi arar. Bu arada daha olgun sevebilme kabiliyeti, yani daha az bencil olarak iliski kurup yasayabilme kabiliyeti, artmis demektir.

Ayni zamanda, delikanli anne-babasinin ve etrafindaki baska ya$li kisilerin gerçeklerini daha fazla taniyarak, yetiskinlerin hiçbirisinin mükemmel, Superman, Tanri gibi olmadiklarini anlamaya ba$lar. Dolayli olarak kendisinde de mükemmelligin imkansiz oldugunu yavas yavas kabul eder ve bu alanda çektigi aci ve endise azalir.

Ergen ve gençlerin “egitiminde” medyanin rolü.

Haberlesme medyasi (radio, tv, sinema, gazete, dergiler, internet, vb.) gençlerin egilimlerinde çok önemli roller oynuyor. Ergen ve gençler kisiliklerini arama ve kurma safhasinda olduklari için medyanin manevralarina (manipulasyon) tamamen açiktirlar. Medyalar, genellikle neoliberalizm ve globalizasyonun aleti olduklari için, sadece reklam ve pazarlama amaçlari ile gençlerde devamli sunî eksiklik yaratip göstererek her zaman degisen yeni maddelerini satmaya çalisiyorlar. Bilindigi gibi, bahsettigim ekonomik sistemin amaci insanligin gelismesi ve daha saglikli ya$amasi degil, tersine sadece yeni ihtiyaç ve arzu üreterek, dolayli olarak kisilerin endiselerini ve mutsuzluklarini artirarak, yeni maddelerini satip daha fazla kâr etmektir. Bunun için de reklamcilar ellerinden gelen bütün kaynaklari tamamen sorumsuz olarak kullaniyorlar. Bu yolda hedeflerine ulasmak için insanoglunun zaaflarini, yanlis egilimlerini, ve hatta sapik taraflarini kullanmaktan çekinmiyorlar. Bütün bu medya ergen ve gençlerin ruhunu ve davranislarini etkiliyor ve bazen saglikli bir kisilik yerine gelecek için kötümser ve ümitsiz, ba$kalarina ve kendilerine karsi saygisiz, sorumsuz, maddî ve manevî siddet kullanabilen, kirici, sadist, "$eytanci", uyu$turucu maddelere bagimli, sapik (kendisine ve baskalarina zararli) ve cinayetçi ki$iligin yerlesmesine neden olabiliyor.

Bu tüketim kültürünün tuzaklarina sadece ergen ve gençler degil, sözde yetismis (anne-babalar dahil) çok kisi de düsüyor ve bütün hayatlari boyunca moda ve madde tüketimi aradiklari için hayatlarindan tatmin olamiyorlar.

Anne-baba arasindaki problemlerin ergen ve gençlere zararlari. 

Bazi anne-babalar çocuklarinin büyümesine, çocukluk bagimliligindan çikmasina musaade etmiyorlar. Genellikle bu e$lerin aralarindaki kari-koca problemleri o kadar büyük ve çok ki, çocuklarini bir çesit evlilik hayatlarini korumak için kullaniyorlar. Kari-koca arasindaki sevgi ve bilhassa cinsel iliskiler tatmin edici olmadigi veya bittigi zaman, bunlar sevgilerini ve ilgilerini çocuklari üzerine gereginden fazla yönlendiriyorlar ve böylece çocuklarina olan ihtiyaçlari artiyor. Böyle anne-babalar çocuklarinin büyümesini, baskasini sevmesini ve onunla evlenmesini büyük bir tehlike olarak hissediyorlar. Böyle durumlarda, anne-baba ile birçesit bir bilinçalti anla$ma ile, “çocuk, ve çocuksuluk”, ya$i ilerlese de, delikanliligini ve gençligini ya$ayamiyor, kendi yuvasini kuramiyor, anne-baba ile karsilikli çocuksal bagimliligini sürdürüyor. Bu durumlar bilinçsiz ya$andigi zaman da ba$ka agir ruhsal ve/veya psikosomatik hastaliklara da yol açabiliyor. 

Her durumda, anne-baba için küçük çocuklarinin büyüyüp delikanli olmasi, ve bilhassa evlenip evden ayrilmasi, genellikle biraz aci kaynagidir (tabiiki ayni zamanda onur ve sevinç de kaynagidir). Çogu zaman gençler kendi yuvalarini kurabilmek için, anne-babalarinin evliliklerine karsi olan dirençlerini yenmeleri gerekiyor. Bazen de evden ayrildiklari için kendilerini uzun süre suçlu hissedip, anne-babalarinin ihtiyarligindan ve kaçinilmaz ölümünden kendilerini sorumlu tutabiliyorlar.

Bazen, bilinçsiz olarak, anne-baba çocuga $öyle bir mesaj iletebiliyorlar: “ben ne olduysam o olmalisin, fazladan benim arzularimi ve emellerimi yerine getirmelisin, benim olamadiklarimi ve yapamadiklarimi gerçeklestirmelisin”. Bu çesit baskilar, bilinçsiz bile olsa, gençlere yapilmamalidir. Çünkü böyle durumlarda, genç, kaldirilmasi imkansiz yükler altinda ezilip, kendi ki$iligini kurmakta ve ya$amakta büyük zorluklar çeker, veya kurup ya$ayamaz. Ve hatta, kursa bile, ba$arili olsa bile, hep içinde bir$ey eksikmis gibi, bir bo$luk duygusu ile devamli aci çeker.

Sonuçlarken.

Gençlerin çogunu yukaridaki saydigimiz olumsuz yönelmelerin içine koymamamiz gerekir. Iyi egitilmis gençler bitmeyen yaraticiliga, orijinallige, hayati iyilestirme heves ve heyecanina, hayati ya$ama sevincine, dogruluga, dürüstlüge ve sadakate, sorumluluga, ahlâka, etike ve estetige sahip olarak gelisiyorlar.

Diger taraftan, ergen ve gençlerin veya daha sonra bu ruhu ta$imaya devam eden kisilerin, daha önceden kurulmus ve dü$ünülmüs $eylere bir çesit isyan edip, onlari degistirme çabalari olmasaydi insanlik hiç ilerleyemezdi. Onun için, anne-baba ve egitimci olarak, gençlerin yeni fikirlerini, bizim inançlarimiza ve davranislarimiza karsi çikmalarini, sadece bizim hosumuza gitmedigi için hemen red etmememiz gerekir. Her seyden önce gençleri dikkatle dinlemek ve fikirlerine önem vermek gerekir, çogu zaman ayni fikirde olmasak bile. Bilhassa gelismekte olan kisiliklerine çok saygi gösterilmeli ve deger verilmelidir. En önemlisi konusabilmek, dialog kurabilmek, karsilikli güveni yaratip koruyabilmek, gencin zor zamanlarinda hosgörülü, sabirli, müsamahali ve toleransli düsünüp davranmamiz gerekir.

Ergen ve gençlerle anne-baba ve egitimciler arasinda olabilecek çeliski ve çekismelerin sayisi sonsuzdur. Onun için her anne-baba, her egitimci, kendi düsünce ve davranis kabiliyetine güvenerek, kendi kisisel, aile ve kültürel degerlerini bilerek ve ölçerek, ergen ve gençlerini egitmeye devam etsinler. Eger kendi kabiliyetleri bazi $iddetli ve tehlikeli çatismalari olumlu olarak çözemezse, bu konularda tecrübesi ve bilgisi daha fazla olan bir kisiye danismakta tereddüt etmesinler.

Ergen, delikanli ve gençlere de önerim, bu ya$larda kaninizin biraz “delirdigini” kabul edin; çok olumlu heyecanlarin, duygularin, düsüncelerin ve davranislarin yaninda bazen krizlerin, bunalimlarin olagan fakat geçici olduguna inanin. Ilerde, kendinizin anne-baba, egitimci olacaginizi dü$ünün, kendi çocuklariniz ile nasil davranabileceginizi biraz hayal etmeye çalisin. Böylelikle, belki anne-babanizin yükünü ve bilhassa kendi yükünüzü biraz azaltabilirsiniz. 

Son olarak da, ya$lari ilerlemis fakat “deli-kanliliktan” çikamayan, veya çikmak istemeyen, krizden krize geçen, hep bunalimlarda ya$ayan, anne-babasina gereginden çok daha fazla bagli olarak ya$amaya devam eden kisilere de psikolojik yardim aramalarini tavsiye ederim. Hayati daha az aci ile, daha olumlu ve daha sâkin hissetmek ve ya$amak mümkündür.

Esenlikle kalin.

NOT. Eger benimle bir psikanaliz terapi arzu ediyorsaniz, videokonferans ile mümkündür. Daha fazla bilgi için MENU deki "Psikanaliz ve psikoterapi online"e tiklayin.

Sali, 28 Aralik, 2010.

BOGOTÁ

Consultorio: Medicentro. Calle 93B No.17-12/26, Consultorio 406, Bogotá, Colombia.
Teléfonos consultorio: (57)(1) 618 26 29 - 618 25 18 - 622 21 03