Dr. Ismail YILDIZ

Calle 93B No.17-12/26, Consultorio 406 Bogotá - Colombia Tel: (57)(1) 618 26 29

1344272
Hoy
Ayer
Esta semana
Semana pasada
Este mes
Mes pasado
Todos
573
1341
11784
1321266
15618
54072
1344272
Your IP: 54.160.245.121
Server Time: 2017-12-11 09:28:56

PSİKANALİZE GÖRE RUHUN YAPISI VE ÇALIŞMASI! "Duygular, düşünceler, ve ruh hastalıkları”

PSİKANALİZE GÖRE RUHUN YAPISI VE ÇALIŞMASI!
"Duygular, düşünceler, ve ruh hastalıkları”

Dr. Ismail YILDIZ

MD, MSc., Psikanalist.

Asociación Psicoanalítica Colombiana (APC), Federación Psicoanalítica de America Latina (FEPAL) ve International Psychoanalytical Association (IPA), in asıl üyesiyim.

MEDICENTRO. Calle 93B No.17-26, Consultorio 406. Bogotá, Kolombiya. Tels: (57 1) 618 26 29/25 18

Email: Esta dirección de correo electrónico está protegida contra spambots. Usted necesita tener Javascript activado para poder verla.

 

Herşeyden önce ruh kelimesinin kullanımı üzerine bir açıklama yapmak istiyorum. Ruh kelimesi ve kavramını dünya tıp, psikiatri, psikoloji ve psikanaliz bilimlerinin anladığı gibi kullanacagim. Yani felsefî metafizik ve dinî anlamlarinda değil.
Ve burada Freud’ün teorilerini basitleştirerek izah etmeye çalışacağım.
Freud’ün ilk ruhun yapısı ve çalışması üzerine teorisi (1900), ruhun bir bilinçli tarafının (burada yakın bilinç de var) ve bir de dinamik bilinçaltının olduğudur. Bilinçli tarafı, eskiden filozofların da dediği gibi, kişinin bilinçli olarak hafızasını içerir ve kişinin blinçli benlik duygu ve düşüncelerini kapsar (daha doğrusu, kişinin kendini ne zannettiği). Dinamik bilinçaltı bir taraftan doğuştan gelen içgüdüleri ve onların dürtülerini içerir (yaşama ve sexuel içgüdüleri), diğer taraftan da bastırılmış duygu ve düşüncelerin “gittikleri” yerdir.
Daha sonra Freud (1923) ruh yapısı ve çalışması üzerine ikinci teorisini yayınladı. Buna göre ruhta üç bölüm var: Ego (ben), Superego ve İd. Doğduğumuz zaman sadece İd ile doğuyoruz. Yani sadece içgüdülerle. Daha sonra, yavaş yavaş Ego oluşmaya başlıyor (bebek, küçük çocuk Ben demeye başlıyor, kendini aynada tanıyor, vs.). Gene yavaş yavaş, Egonun içinde superego oluşmaya başlıyor. Superego anne-babanın, büyüklerin ve toplumun yasakları ve idealleri (öğütleri) ile oluşmaya başlar. Yavaş yavaş utanma duyguları, suçluluk duyguları ve sorumluluk gelişmeye başlar. Önceleri daha çok başkalarından korkuyla yaşanan bu duygular daha sonraları çocuğun, gencin içine yerleşir. Ve kişide edep, ahlak ve etik dediğimiz kavramlar ve yaşamlar gelişir. Eger bebeğin, çocuğun etrafı (insanlar) yeteri kadar iyi değilse, Ego ve superego bozuk gelişebilir, çok az da olabilir, gereğinden fazla da olabilir. Daha sonra da eril kişinin ruh sağlığını etkiler.
Bu psikolojik gelişmeler olurken, çocuğun bazı arzuları ve bilinçli korkuları (düşünce ve duyguları) bastırılır (mesela, Edipus kompleksi). Yani Freud’ün İd dediği yere giderler (Bilinçaltı). Aynı zamanda Egonun ve superegonun bazı kısımları da bastırılır ve bilinçsiz hale dönüşürler! Altını çizerek tekrar edeyim, Freud psikanalizine göre Ego bile 100% bilinçli degildir. Superego da aynı şekilde, tamamen bilinçli degildir. İkisinin de bilinçli tarafları çoktur. Benim özel görüşüm olarak, bunların oranları kişiden kişiye değişiyordur diyebilirim. Onun içindir ki dilimizde “bilinçli ve bilinçsiz kişi” deyimlerini kullanıyoruz.

Bu teoriye göre hepimiz, her zaman, bilinçaltı faktörlerimizin etkisi altındayız demektir. Hiç özgürlüğümüz yok mu diye sorabiliriz. Ruh hastalıkları olan kişiler özgürlüklerinin bir kısmını veya büyük bir kısmını kayıp ediyorlar. Mesela, bazı psikozlarda kişi kendisinin başkaları tarafından yönetildiğine inanıyor. Bazı histeri krizlerinde veya obsesif kompulsüyonlarda kişi istemediği duygu, düşünce ve hatta davranışlar yapabiliyor. Ve bu nedenlerden kendilerine güvenemez hale geliyorlar. Aynı zamanda, özgüven ve özgürlük duyguları azalırken, kendilerine karşı saygı (özsaygı, onur) ve sevgi (özsevgi) azalıyor veya kayboluyor. Bunların özgür olarak seçim imkanları da azalmış demektir. Bu durumlar fobisi olan kişilerde bariz olarak görülebiliyor. Mesela, bazı sosyal fobilerde ve/veya agorafobilerinde, kişi tek başına sokağa çıkamıyor.
Seçimlerin özgürlük oranı, kişilerin bilinçlilik oranına bağlı diyebiliriz. Bu bir çeşit matematik formülü ben bu yazıyı yazarken icat ettim. Eger bu doğruysa, en çok “normal” kişiler bile tamamen özgür olarak seçim yapamıyorlar demektir. Çünkü bilinçaltı faktörler bunlarda devamlı vardır. Bununla beraber, kişi tamamen özgür olarak karar verdiğine inanıyor, zannediyor. Bu da insan ruhunun çalışma şeklidir. Yani, bilmediğini bilmiyor, ve bildiğini zannediyor!

Dilimizde “Doğruyu ya çocuklar yada deliler söyler” gibi bir deyimimiz var. Bir yerde doğru. Çocuklar bazı yaşlarda (Superegonun gelişmediği zamanlarda) açık açık, mesela kız çocuğu babası ile evleneceğini, erkek çocukta annesiyle evleneceğini söylerler. Veya, ziyarette olan halasının veya teyzesinin burnunun büyük olduğunu, korkmadan ve utanmadan söylerler. Benzer şekilde, bazı deliler (zırdeliler diyelim), korkmadan, utanmadan, kendi hoşlarına giden çok şeyleri söyleyebilirler ve/veya yapabilirler. Bütün bu nedenlerden dolayı, zırdeli olmayanlar zırdelilerden korkarlar (çünkü onların içindeki delilikleri veya zırdelilikleri hatırlatırlar) ve aynı zamanda onlara karşı hasetlik duyarlar. Çünkü zırdeliler özgürlüklerini daha fazla kullanırlar, kendilerine ve başkalarına zararlı bile olsalar. “Kişinin özgürlüğü başkalarının özgürlüğü başladığı yerde biter” ilkesini kabul etmediklerinden. Zırdelilerde, “normal” insanlarda genellikle bastırılmış, çok arzu ve korkular (duygular ve düşünceler) bilinçli hale geliyorlar. Bunun için de toplum bu zırdelileri, küçük çocuklar gibi, sorumsuz kabul ediyor.

Özet olarak diyebiliriz ki, Freud psikanalizine göre, bir insanın ruh yapısı veya kişilik yapısı denildiği zaman bu söylediğimiz üç unsurdan (sistem) oluşur: İd (doğuştan gelen bilinçsiz içgüdüleri ve sonradan bastırılan düşünce ve duyguları içerir), Ego ve Superego. Ego ve Superegonun bir kısmı bilinçaltına bastırılır ve bu şekilde etkilerini sürdürürler. Mesela, bir kişi kendini bilinçsiz olarak suçlu hissedebilir (nedenini bilmeden) ve bu hissin etkilerinde yaşayabilir. Kafka, "Dava" eserinde böyle bir durumu anlatıyor. Kişi dava edilmiş, fakat nedenini hiç öğrenemiyor.
Diğer taraftan, bir kişi kendini tarif ettiği zaman, bütün samimiyeti ile, sadece kendinin bilinçli olduğu taraflarıyla tanıtır. Yani "ne olduğu" değil, ne olduğunu zannettiği şekilde. Buradan da bir sonuç olarak söyleyebiliriz ki, "Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol" tavsiyesini uygulamak insanoğlu için –nerdeyse- imkansızdır. Aynı şekilde, bu kişilik modeline göre, insanda bir "ÖZ" yoktur (Bu öz bazı dinlerin veya metafizik felsefelerin inançlarının içine girebilir). "Gerçek benlik" (true self) de yoktur. Budizmin kabul ettiği gibi bir "Evrensel Bilinçaltı" da yoktur.

Bu psikanalitik ruh yapısı ve çalışmasını izah etmemin nedenlerinden birisi de, burada izah edilen Ego kavramının Budizmdeki ve Mesnevideki Ego kavramlarından ayrı olduğunu göstermektir.
İkinci bir neden ise, son senelerde araştırdığım, Türk kültüründe çok geniş anlamlı GÖNÜL kavramını psikanaliz teorileriyle izah etmeye çalışmaktır (Gelecekte yapmayı ümit ediyorum).

DUYGULAR, DÜŞÜNCELER VE PSİKANALİZ
“Normallik, anormallik ve ruh hastalıkları”

Doğuştan gelen Hayat Enerjimiz seksuel-aşk (geniş anlamda) ve savunma-saldırganlık enerjilerine dönüşüyor. Burada, hayvanlar gibi, biolojik olarak bu mekanızmalarla doğuyoruz. Hayvanlar bunları, içgüdüleriyle, fazla değiştirmeden yaşıyorlar. İnsanoğlu, insan olmaya başlayınca, bu içgüdülerini tamamen hayvanlar gibi yaşayamıyor. Eğitim ve içinde doğduğu kültür, içgüdülerinin bir kısmını (seksuel ve saldırganlık) bastırmaya (repression, refoulement) başlıyor. Bu bastırılan içgüdüler kayıp olmuyor, bilinçaltından etkilerini sürdürmeye devam ediyorlar. Bazıları bilince hiç gelemiyorlar. Diğerleri, bilince ve davranışlara geçerken çok değişiyorlar. Fazladan, insanoğlunda, hayvanlarda olmayan, yaratıcılık gücü, içgüdü enerjilerini kullanarak tamamen yeni şeyler yaratabiliyor. Bunların içine bütün kültür ve teknoloji yaratmalarını koyabiliriz.
Aynı zamanda insanoğlu, hayvanlarda olmayan, kendine has savunma ve saldırganlık fikirleri de yaratıyor: mesela buraya "iktidar tutkusunu" (Passion of Power) koyabiliriz. Bu arada, insanoğlunda seksuel yaşam çabucak kültürle karışıyor, çok daha kompleks (karışık) oluyor. Hatta, bazı durumlarda, insan kültürünün ve kişisel yaratıcılığın etkisiyle, içgüdülerin tersi bile yapılıyor. Mesela, insanoğlu bilinçli olarak intihar edebiliyor (Sokratesin savunmasına bakın) ve/veya seksuellikten vazgeçebiliyor (Hırıstıyan dinindeki çok papazlar ve rahibeler gibi). Bunların dışında dolaylı intiharlar ve seksuel hayatını zor yaşayan insanların oranı zannettiğimizden çok daha fazla.
Bastırılan düşüncelerle (kültüre ve kişinin ideallerine karşı olanlar veya bilhassa çocuklukta böyle zannedilenler), onlara bağlı duygular da bastırılıyor. Bu bastırımlar çok kuvvetli oldukları zaman kişi çok duygu ve düşüncelerinin bilincine varamıyor. Mesela, aleksitimi denilen sendromda, kişi "duygularını okuyamıyor" ve genellikle psikosomatik hastalıkları oluşuyor. Basitleştirerek söylersem, diğer bütün ruhi hastalıkları da (psikozlar, nevrozlar, karakter bozuklukları, vb.) bastırımların gereğinden fazla olması ve/veya bunlara karşı psikolojik savunma mekanızmaları (bilinçsiz) yüzünden oluşuyor. Bastırımlar ve bunların otokontrolü yetersiz olduğu zamanlarda, toplum o kişileri kontrol etmek için ya onları öldürüyor (ölüm cezaları), ya hapishanelere veya tımarhanelere kapatıyor.
Şimdi, bir toplumda, yerine ve zamanına göre, "normal" olmak için psikolojik olarak nasıl olunmalı? Yukarıdaki bilgiler ve vereceğim bilgiler Freud'ün teorilerine dayanıyor ve bunlara ben katılıyorum. Maalesef, bazen, çoğu zaman dememek için, Freud yanlış anlaşıldı. Sanki "insanoğlu bastırılan içgüdülerini tamamen özgür bıraksın, bencilliğini, seksualitesini ve saldırganlığını tamamen serbest olarak yaşasın" diyormuş gibi. Hatta bunun tatbikatını yapanlar, yapmaya çalışanlar da oldu. Bildiğimiz ve gürdüğümüz gibi, insanoğlu bir kültür içinde doğup, gelişiyor, ve o kültüre bir yerde ayak uydurmak zorundadır. Yoksa ölüm, hapishane, tımarhane ve/veya başka ruhi hastalıklar tehlikesini yaşıyor. Freud'ün ve psikanalizin önerisi, basitleştirerek söyliyeyim, kişi, mümkün olduğu kadar, psikanaliz ile, bastırılan düşünce ve duygularının farkına varsın (bilinçli olsun, KENDİNİ DAHA FAZLA TANISIN). O zaman kişi, mümkünse, bunları yaşayabilir (mesela bastırılan seksuel hayatını, kendini normal savunabilme) veya bilinçli olarak daha iyi kontrol edebilir. Aynı zamanda ruhsal hastalıklar da azalır veya kaybolur (ideal olarak). Bu da bastırılmış bilinçaltı ile bilinç arasındaki haberleşmeyi kolaylaştırarak veya sağlayarak mümkündür. Psikanaliz süreci bunu kolaylaştırır. Freud’den önce de çok kişi bu durumların farkına varmışlardı ve büyük yazarlar ve sanatçılar eserlerinde insan ruhunun derinliklerini yansıtmışlardır. Zaten çok insan bilinçaltı ile bilinci arasında yeteri kadar haberleşme kurabiliyor ve bulunduğu topluma, yere ve zamana göre, belirli bir ruh hastalığına kapılmadan "kendini idare edebiliyor". Bu insanların kendilerini psikanaliz etme kabiliyetinin (otoanaliz, hiç psıkanaliz sürecinden geçmeden) yeterli olduğunu kabul edebiliriz. İnsanların bir kısmı da içinde yaşadıkları aileye, topluma adaptasyon (intibak) olamıyorlar ve az çok ruh rahatsızlıkları ve/veya hastalıklarıyla yaşamaya devam etmeye çalışıyorlar, bazen de intihar ediyorlar!
Psikanaliz sürecinin asıl gayesi kişinin kendini daha fazla tanımasıdır: bilinçli çelişkilerini, kendine yalanlarını, inkarlarını, ve bilhassa hiç bilmediği (farkına varamadığı) bilinçaltı faktörlerini tanımasıdır. Psikanalizin ikinci ana gayesi ise, psikanalizde olan kişinin kendini analiz etme (otoanaliz) kabiliyetini geliştirmektir.
Otoanaliziniz verimli olsun diyerek, selam ve sevgilerimi sunuyorum!

NOT. Eger, benimle bir psikanaliz arzu ederseniz, videokonferans ile mümkündür. Daha fazla bilgi için MENU deki "Psikanaliz ve psikoterapi online"e tıklayın

Bogotá, Pazertesi, 23 Mart, 2015. 23,40…

Consultorio: Medicentro. Calle 93B No.17-12/26, Consultorio 406, Bogotá, Colombia.
Teléfonos consultorio: (57)(1) 618 26 29 - 618 25 18 - 622 21 03